Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Hiçten bir ülke kuran Atatürk ile var olanı tüketenler aynı olabilir mi?

Tarih bazen milletlerin önüne iki ayrı yol koyar. Biri yoktan var edenlerin yolu, diğeri var olanı tüketenlerin yolu. Biri bağımsızlık, onur ve halk iradesiyle yükselir; diğeri korku, çıkar ve kişisel ikbal üzerine kurulur. İşte bu yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile bugün ülkenin değerlerini aşındıran anlayışları aynı kefeye koymak mümkün değildir.

Bu haberin fotoğrafı yok

Tarih bazen milletlerin önüne iki ayrı yol koyar. Biri yoktan var edenlerin yolu, diğeri var olanı tüketenlerin yolu. Biri bağımsızlık, onur ve halk iradesiyle yükselir; diğeri korku, çıkar ve kişisel ikbal üzerine kurulur. İşte bu yüzden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile bugün ülkenin değerlerini aşındıran anlayışları aynı kefeye koymak mümkün değildir.

Atatürk, işgal altındaki, yorgun, yoksul ve dağılmış bir memleketten çağdaş bir Cumhuriyet çıkarmıştır. Kula kulluğu reddedip yurttaşı özgür birey haline getirmiştir. Saltanatı kaldırmış, egemenliği saraydan alıp millete vermiştir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü yalnızca bir cümle değil, yeni devletin temel taşı olmuştur.

O, dini siyasete alet eden anlayışlara karşı durmuş, inancı istismar eden yapılara karşı mücadele vermiştir. Çünkü en büyük zararın, dini kullanarak halkı kandıranlardan geleceğini görmüştür. İnancı vicdanlarda, devleti akılda ve hukukta tutmanın gereğine inanmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yokluk vardı ama irade vardı. Kıt imkanlarla demiryolları örüldü, fabrikalar kuruldu, tarım desteklendi, eğitim seferberliği başlatıldı. Fakir çocuğuyla zengin çocuğunun aynı sıralarda okuyabileceği bir sistem inşa edildi. Sağlıkta ilerleme sağlandı, aşı üretilebilen bir ülke haline gelindi. Hukuk bağımsızlığı esas alındı, adalet devletin temeli yapıldı.

Atatürk, kişisel servet peşinde koşmadı. Malını mülkünü millete bağışladı. Adını saraylara değil, halkın gönlüne yazdırdı. Bugün aradan geçen onca yıla rağmen fotoğrafları duvarlarda değil, kalplerdedir.

Buna karşılık günümüzde sıkça gördüğümüz bazı yönetim anlayışları; devlet imkanlarını kişisel güç gösterisine dönüştürmekte, liyakati geri plana itmekte, hukuku zayıflatmakta ve toplumu kutuplaştırmaktadır. Halktan kopuk bir gösteriş düzeni, hiçbir zaman milletin gönlünde gerçek karşılık bulamaz.

Çünkü büyük liderlik; uzun araç konvoylarıyla dolaşmak, her yere fotoğraf asmak ya da propaganda yapmak değildir. Büyük liderlik; millet zor günündeyken yanında olmak, ülkenin geleceğini düşünmek ve geride eser bırakmaktır.

Atatürk’ün büyüklüğü tam da buradadır. O, bitmiş denilen bir milletten bağımsız bir devlet çıkarmıştır. Bir halkı teba olmaktan yurttaşlığa taşımıştır. Umutsuzluğu umutla değiştirmiştir.

Bu nedenle hiç kimse, Cumhuriyetin kurucusuyla günü kurtaranları kıyaslamaya kalkmamalıdır. Atatürk bir dönemin değil, bir milletin kaderini değiştiren liderdir.

23 Nisan bunun en güçlü simgelerinden biridir. Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram, geleceğe duyulan güvenin ifadesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurtuluş kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Cumhuriyet yaşayacak.
Demokrasi kazanacak.
Hukuk yeniden güçlenecek.

Ve millet, daima ileri diyecektir.