Bir bakana bu kadar ilgi... Neden?

Koronavirüs Çin’de baş gösterdiğinde, bütün dünya bu virüsü önce “Çin’in meselesiymiş” gibi gördü. Korona, Çin’in sınırları içerisinde kalacak bir sağlık krizi sorunu sanıldı. Birçok ülke gibi biz de farklı düşünmedik. Taa Çin’de bir virüs çıkmış, adına da korona denmişti. O kadar. Dünya için ve bizim için bir virüs adı olmaktan başka şey ifade etmiyordu 2019’un sonlarında.

31 Mart 2020 20:04
A
a

Peki ya şimdi?.. ‘Şimdi’ye sonra dönelim; önce korona kapımızı çalmadan önceki süreci hatırlayalım.

* Koronavirüs Çin’de çıkınca, kendimize çok uzak zannettik.

* Gazetelerde küçük küçük haberler ilişti gözümüze kimi zaman. Bazen de ekranlarda alt yazı olarak görebildik koronavirüsü.

* Biraz haber değeri taşıdıysa, o da koronavirüse enfekte Çinlilerin dövülerek ambulanslara binmesi gibi, daha çok; dikkat çekici, magazinsel konulardı.
 

* Medya, koronayı “çekik gözlü” ilan edince, Çinli korona, sosyal medyada da mizahi ve magazinsel paylaşımlar olmaktan kurtulamadı.

* Bir zaman sonra Çin’den gelen kargolar The Simpsons adlı çizgi filmle gündemimize girdi. Çizgi filmin 1993 yılındaki bölümlerinin birinde Asya’dan (çekik gözlülerin) gönderdiği kargodan The Simpsons’ın yaşadığı şehre salgın virüs yayılıyordu.

* Şubatın ilk günlerinde “Çizgi filmler geleceği önceden nasıl görebilir” gibi kurgusal merakların peşine düşmüştük, her zamanki gibi. Ve tabii Çin’den gelecek kargolarımızın durumu “ilk endişe kıvılcımımız” oldu.

* The Simpsons vesilesiyle komplo teorileri üzerine yazılar yazıldı, ateşli TV programları yapıldı. 

* Nihayet koronanın biyolojik silah olup olmadığını da derin derin tartışmaya başladı uzmanlarımız. Yeni virüs, Amerika ile Çin arasındaki ekonomik savaşın bir ürünü müydü? Tahliller, analizler, yorumlar... Çok bilmişlik satıyor, çok bilmişlikte boğuluyorduk.

* Bizler mizah, magazin, komplo üzerinde yoğunlaşırken; bu yoğunlaşma iklimi koronavirüs tehlikesini görmemizi engelleyecek perde olacaktı.
 

* Koronanın Vuhan’da dehşet saçtığını biliyor, Pekin’in aldığı sert önlemleri konuşuyor, ama bir gün bizim de kendisiyle tanışacağımızı hiç varsaymıyorduk. Bu illetin bir gün bizim ülkemize, bizim şehrimize, bizim mahallemize, bizim sokağımıza geleceğini kimse aklının ucundan bile geçirmiyordu. Çin yapımı bir film izler gibi izliyorduk. Filmin adı: Korona Dehşeti!

* Sadece biz değil, diğer devletlerin ve dünyanın diğer halklarının da neredeyse tamamındaki hava buydu.

* Önce İran’la “N’oluyoruz!” dedik. Korona endişesi ilk kez kendisini hissettirmeye başladı. Sonra Avrupa ile sarsıldık. Avrupa ülkelerine ne zaman ki vakalar taşındı; ne zaman ki İtalya’yı, Fransa’yı, İspanya’yı  duyduk, biz de “panik öncesi şaşkınlık” atmosferine girdik. Korona taa Çin’lerden “Bizim Avrupa”ya kadar gelmiş, insanları öldürmeye başlamıştı. “Avrupa bile bu haldeyse” demeye başladık. Özellikle İtalya’dan vaka sayıları, ölüm haberleri gelmeye başladıkça “endişe” yerini hızla “korkuya” bıraktı. Avrupa hastalanmasa, biz hastalanmayacaktık sanki. Artık biz de inanmıştık koronanın öldürücü bir salgın olduğuna.

* Fakat geç kalmıştık.

* 11 Mart 2020! Ve maalesef o gün gelmişti. Hiç bize uğramayacakmış gibi davrandığımız, yine hazırlıksız yakalandığımız, yine sanki beklenmedik, sürpriz bir karşılaşmaymış gibi yüzleştiğimiz koronalı günler bizde de başladı.

11 MART VE “#vaka1” SONRASI

11 Mart’tan bugüne tek gündem maddesiyle yaşıyoruz: Korona! “#Vaka1” denilen günden bugüne üçüncü haftayı doldurmak üzereyiz. Alınan veya alınmayan kararlarla; beklenen ama yapılan veya yapılmayanlarla gündemimiz örülmeye başlandı. Süreci detaylandırmayacağım bugün. Konuya sadece tek bir pencere açmaya çalışacağım…

Türkiye, korona ile tanışırken bir “bakanıyla” da tanışmış oldu. Tabii ki, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı kastediyorum. “Bakanla tanışmak” ifadesi belki tuhafınıza gidecek ama, bir gerçek var ki; bakanlarımızın birkaçı hariç çoğunu cidden tanımıyoruz, bilmiyoruz. Milyonların ismini duymadığı bakanlar da var belki. Ne “belki”si, kesinlikle var. Yanlış anlaşılmasın, bu bakanların bir eksikliği değil ha. Şunun şurasında 83 milyona bakan kaç bakanımız var ki. Toplam sayısı 20 bile değil. Peki neden çoğunun ismini veya görevini bile bilmiyoruz bakanlarımızın? Biraz düşünmeyen, dertlenmeyen, tasalanmayan, umursamayan yani apolitize toplum haline dönüştürülmemizin bir sonucu, biraz da Türkiye’de uzun zamandır hemen her şeyin Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yürüyor, yürütülüyor olması sebep. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği handikaplar da ayrı. Bakanların bir kısmının siyasetten gelmeyişi, “teknokrat”lığı ifade edişi de bir başka neden. Bir de biz popülist severiz ya hani. Bakanın da popülistini severiz... Öne çıkan, uçuk açıklamalar yapan, meydan okuyan, güzel cümleler kurup parıltılar saçan, uçup kaçan-atıp tutan isimleri tutarız ya hani akılda. İş yapmış yapmamış önemli değil; bakan dediğin televizyonlara çıkmayı bilecek, kendini gösterecek misali; ekranlara çıkacak kendi partililerini memnun edecek, gazlayacak; kendinden olmayanları da ithamlara boğacak, aslan parçası olacak, gürleyecek... Öyle değil mi! Peki ya diğer bakanlar? Gözümüz onları görmüyor ki... Onlar var mı ki!?

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Elazığ depremi yardım kampanyalarında toplanan paraların yerine ulaşacağına inanıyormusunuz ?

e-gazete E-GAZETE
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat